Gazeteciyi Sadece İşiniz Düştüğünde Hatırlamayın

Her şey neredeyse aynı cümleyle başlıyor.

” Değerli ve kıymetli basın mensupları, basın açıklamamıza davetlisiniz.”

Telefonlara düşen kısa mesajlar, WhatsApp gruplarına bırakılan davetler, elektronik postalar… Cümle değişmiyor. “Değerli”, “kıymetli”, “emekçi”… Kelimeler özenle seçiliyor. Çünkü anlatılmak istenen bir konu var ve o konunun topluma ulaşması için basına ihtiyaç duyuluyor.

İşte tam da burada insanın aklına tek bir soru geliyor: Gazeteci gerçekten değerli olduğu için mi hatırlanıyor, yoksa sadece o gün mikrofona ihtiyaç duyulduğu için mi?

Acı olan şu ki bu soru, cevabını çoğu zaman kendisi veriyor.

Siyasetin dili değişiyor, iktidarlar değişiyor, muhalefetin söylemi değişiyor. Sivil toplum kuruluşlarının isimleri değişiyor. Ama basına bakış çoğu zaman değişmiyor. İş kamuoyuna seslenmeye geldiğinde gazeteci vazgeçilmez oluyor; iş eleştiriye, sorgulamaya ya da hesap sormaya geldiğinde ise aynı gazeteci bir anda “rahatsız edici” bulunuyor.

Oysa gazetecilik, davet üzerine yapılan bir meslek değildir.

Gazeteci; yangında da vardır, selde de… Hastane koridorunda da vardır, adliye önünde de… Gece yarısı meydana gelen kazada da vardır, sabahın ilk ışıklarıyla başlayan operasyonda da… Kimi zaman sıcağın altında saatlerce bekler, kimi zaman yağmurun ortasında canlı yayın yapar. Çoğu zaman haberi yetiştirmenin telaşıyla kendi hayatını ikinci plana iter.

Fakat ne gariptir ki bütün bu emek, çoğu zaman tek bir basın açıklaması kadar bile hatırlanmaz.

Basını sadece açıklama yapılacağı gün arayan anlayış, aslında gazeteciyi değil, gazetecinin ulaşabildiği kitleyi önemsemektedir. Mikrofon, kamera ve haber sitesi bir araç olarak görülmektedir. Oysa gazeteciyi araç hâline getiren anlayış, en büyük zararı yine kendisine verir. Çünkü sorgulanmayan toplum gelişmez, eleştirilmeyen kurum güçlenmez, şeffaf olmayan yönetim güven üretemez.

Gazeteci alkışlamak zorunda değildir.

Gazeteci, taraf tutmak zorunda da değildir.

Gazetecinin görevi; soruyu herkes adına sormak, cevabı herkes adına almak ve gerçeği herkes adına yazmaktır. İşte tam da bu yüzden özgür basın, demokrasinin süsü değil, temel direklerinden biridir.

Ne yazık ki son yıllarda “basınla iyi ilişkiler” kavramı da farklı bir anlam kazandı. Bazıları için bu kavram, yalnızca kendi açıklamasının eksiksiz yayımlanması demek. Oysa gerçek anlamda iyi ilişki; eleştiriye tahammül edebilmek, bilgiye erişimi kolaylaştırmak, gazeteciyi sadece haber taşıyan bir kurye gibi görmemektir.

Basın mensuplarına yönelik “değerli” ve “kıymetli” hitaplarının samimiyeti, gönderilen davet mesajlarıyla değil; yılın geri kalan 364 günündeki tavırla ölçülür.

Gazeteciyi yalnızca kürsü kurulacağı gün hatırlayanlar, aslında basını değil, kendi görünürlüklerini önemserler. Oysa gazetecilik, görünür olana değil; görünmeyeni ortaya çıkarmaya çalışan bir meslektir.

Belki de artık birbirimize karşı daha dürüst olmanın zamanı gelmiştir.

Gazeteciyi gerçekten değerli görüyorsak bunu yalnızca basın açıklamalarının giriş cümlesinde söylemeyelim. Bilgi saklanmadığında, sorular cevapsız bırakılmadığında, eleştiri düşmanlık olarak görülmediğinde ve yerel basının yaşadığı sorunlar görmezden gelinmediğinde o cümle gerçek anlamını bulacaktır.

Aksi hâlde “Değerli basın mensupları…” diye başlayan mesajlar, her geçen gün biraz daha anlamını yitirecek; geriye ise yalnızca alışkanlıkla yazılmış birkaç nezaket cümlesi kalacaktır.

Çünkü gazetecinin değeri, ona gönderilen davet mesajlarıyla değil; haber yaptığı gün değil, haber yapmadığı gün de hissedilen saygıyla ölçülür.

Paylaş:

Sıcak Gündem

Yeşilay’dan tütün kontrolüne ilişkin kamuoyu araştırması

Yeşilay, tütün kontrol politikalarına ilişkin gerçekleştirdiği kamuoyu araştırmalarının sonuçlarını, Genel Merkezi Sepetçiler Kasrı’nda düzenlenen basın toplantısıyla kamuoyuyla paylaştı. 4207 sayılı Kanun kapsamında gündeme gelen yeni düzenleme başlıklarının ele alındığı toplantıda, toplumun tütün kontrol politikalarına yönelik yaklaşımı ve beklentileri değerlendirildi.

Mesaj Gönder