Gazeteci Mehmet Faraç’tan Çarpıcı Yazı: “Türkiye Nereye Gidiyor?”

ŞANLIURFA (RHA) – Şanlıurfalı gazeteci ve yazar Mehmet Faraç, kaleme aldığı dikkat çekici yazısında Türkiye’de artan suç olayları, yolsuzluk iddiaları, ekonomik adaletsizlikler ve toplumsal çürüme tartışmalarını sert ifadelerle gündeme taşıdı.

Faraç, yazısında hırsızlık, rüşvet, yolsuzluk, kara para, uyuşturucu, fuhuş ve mafya yapılanmalarının toplumun birçok alanında yaygınlaştığını savunarak, siyasetten medyaya, yerel yönetimlerden iş dünyasına kadar uzanan bir “kirli çark”tan söz etti.

“Gelir Adaletsizliği Derinleşiyor”

Ekonomik krizin toplumsal etkilerine dikkat çeken Faraç, gelir dağılımındaki adaletsizliğin giderek arttığını belirtti. Bir kesimin hızla zenginleştiğini, geniş halk kitlelerinin ise geçim sıkıntısı içinde yaşam mücadelesi verdiğini vurgulayan Faraç, düşük emekli maaşları, fahiş fiyatlar ve denetimsiz piyasa koşullarının toplumsal huzuru bozduğunu ifade etti.

Suç, Şiddet ve Güvenlik Endişesi

Yazıda bireysel silahlanmanın kontrolsüz biçimde arttığına, sokak şiddeti, kadın cinayetleri, uyuşturucu kullanımı ve organize suç örgütlerinin yaygınlaşmasının kamu vicdanını yaraladığına dikkat çekildi. Yargı süreçlerine yönelik eleştiriler de Faraç’ın yazısında öne çıkan başlıklar arasında yer aldı.

Doğa ve Kentler Rant Baskısı Altında

Faraç, sahillerden ormanlara kadar birçok doğal alanın rant uğruna tahrip edildiğini, imar usulsüzlükleri ve plansız yapılaşmanın özellikle büyükşehirlerde ciddi sorunlara yol açtığını savundu. Belediyelerin ve ilgili kurumların bu süreçte yeterli denetim göstermediğini öne sürdü.

“Türkiye Nereye Gidiyor?” Sorusu

Yazısının sonunda “Türkiye nereye gidiyor?” sorusunu yineleyen Mehmet Faraç, siyasetin ve kurumların bu gidişata ne zaman ve nasıl müdahale edeceğine dair toplumda ciddi bir belirsizlik ve umutsuzluk oluştuğunu ifade etti.

işte Mehmet Faraç ‘ın o yazısı:

TÜRKİYE NEREYE GİDİYOR?

Hırsızlık, yolsuzluk, rüşvet, siyasi ve ekonomik skandallar.

Hesaplarında para trafiği deşifre olan siyasiler, onlarla ahbap çavuş sporcular ve gazeteci- televizyoncu kılıklılarla, bunların fuhuş çetelerini bile geride bırakan yasak aşk ve seks skandalları, kokainli mide bulandırıcı alemleri!

Belediyeleri ve devlet ihalelerini yağmalayarak yurt dışına kaçan hırsızlar ve sinsi ortakları, kaçakçılıktan ve de kara para tüccarlığından sözde iş adamlığına dönüşen geçmişi züğürt, bugünün sahtekarları, vurgun düzeninin pis uyanıkları.

Televizyoncusundan manken müsvedesine, oyuncusundan iş adamına, sporcusundan sanayicisine kadar her kesimde cirit atarken, utanmadan ekranlarda, dizilerde- filmlerde, sahalarda-siyasette boy gösteren uyuşturucu müptelaları.

Her gün bir yenisi yapılan mafya, uyuşturucu, kara para, altın kaçakçılığı, sanal kumar, fuhuş çetesi operasyonları ve artık cezaevlerine sığmayan suç imparatorluklarının ahtapotu, yılanı- çıyanı andıran karanlık çeteleşmesi!

Sokaklarda motorize tetikçilerin cinayetleri, suikastler, küçücük çocukların kurtlar vadisine özenen ruh hastaları tarafından katledilmesi ve tüm bunlar olurken suçluların af saçmalığıyla sokaklara salıverilmesi, hatta onlardan bazılarının cezaevinden çıkar çıkmaz cinayetler işlemesi!

Bireysel silahlanmanın zıvanadan çıkması, haraç çetelerinin yayılması, uyuşturucunun orta okulların önüne kadar düşmesi, trafik magandalarının bitmeyen kavgaları, kadın cinayetleri ve sokaklarda her kesimi iyice ürküten vahşi şiddet olayları.

Devlete-topluma kafa tutan terör gruplarının içeride ve dışarıda iyice azması, siyasette, medyada, internette cumhuriyete meydan okunması, milletin mallarının barbarca kapışılması, devlet dairelerinden üniversitelere kadar salgın bir hastalık gibi yayılan liyakattan yoksun dost- arkadaş kadrolaşmasının yetim hakkını talan etmesi.

Milletin ekmeğini- sofrasını yağmalayan, piyasa vurguncuları, fahiş zam çeteleri ve denetimsizliği fırsat bilip halkı soyan ahlaksızların yarattığı vurgun anarşisi!

Bir tas çorbayı en az 150, bir lahmacunu 260, 100 gram döneri 660 liraya satan ve artık iyice ahlaksızlaşan yeme içme sektörünün zıvanadan çıkması ve de devletin bu piyasa rezaletini nedense seyretmesi!

Doğanın- sahillerin, ormanların her yerde yağmalanması; başta İstanbul olmak üzere, kebapçılar bile yolları- yeşil alanları işgal ederken, belediyelerin rüşvet çarkında imar rezaletlerine göz yumması!..

Velhasıl her yerde rezalet, her yerde pislik, her yerde skandal, her yerde mide bulandırıcı olaylar ve elinizi nereye atsanız dökülen rezaletler silsilesi…

Üstelik geçim sıkıntısının yarattığı toplumsal bunalımlar, işsizlik yüzünden intiharlar, içeriye ve dışarıya göçün yarattığı sosyo
ekonomik çarpıklar da cabası.

Türkiye niçin böylesine bir çarpık sosyo ekonomik girdabın çıkmazına sürüklendi acaba?.. Ne oldu bu ülkeye? NE OLDU?

Hızlıca zenginleşmek için her yolu denemeyi mübah sayan toplumun bir kesimi nasıl bu kadar hızlıca kirlendi?

Gelir dağılımındaki dengesizler, ekonomik çarpıklığın yoksul ile varsıl arasındaki uçurumu giderek büyüttüğü bir adaletsiz çarkın içinde; bir yandan dolar milyonerlerinin sayısı artarken, diğer taraftan 20 bin liralık emekli maaşına talim etmeye zorlanan milyonlarca insanın çektiği acılar neden gözardı ediliyor?

Ve tüm bunlar olurken, yargılamalarda bile kamu vicdanının yaralanması gibi olaylar da toplumun büyük bölümünde umutsuzluk yaratıyor.

Velhasıl, Türkiye’nin yüzde 25’i ballı kaymaklı masalarda, son model araçlarda, lüks konutlarda keyif çatarken, yüzde 50’si ayakta durmak için çırpınıyor, diğer yüzde 25’i ise sefaletin en dibinde sadece yaşamaya çalışıyor.

Peki; siyasetten medyaya, yerel yönetimlerden iş dünyasına kadar her yeri kemiren kirli çarkın rezaletlerini özetlemişken, toplumun huzuru için bu kötü gidişata kim neşter vuracak?

“Türkiye nereye gidiyor” sorusuna nasıl-ne zaman umutlu bir yanıt verecek siyasiler-partiler?

Paylaş:

Sıcak Gündem

Mesaj Gönder