Bazen de tek bir cümle, bir kurumun vatandaşa bakışını tartışmaya açar.
Karaköprü Seyrantepe Mahallesi’ndeki 8 Nolu Aile Sağlığı Merkezi’nde yaşandığı öne sürülen doktor sorununun ardından yaptığım telefon görüşmesi de benim açımdan böyle bir tablo ortaya çıkardı.
Vatandaşlardan gelen şikâyetler üzerine haberimizi yaptık.
İddia şuydu:
Görevli doktor S.G.’nin merkezde bulunmadığı, başka bir yerde görevlendirildiği ve yerine başka bir hekimin görevlendirilmediği öne sürülüyordu.
Vatandaşların muayene olmak için sağlık merkezine gittikleri, ancak doktorun bulunmaması nedeniyle sorun yaşadıkları ifade ediliyordu.
Gazetecilik burada bitmiyor.
Tam tersine, asıl görev bundan sonra başlıyor.
Çünkü gazeteci yalnızca vatandaşın söylediklerini yazmakla yetinemez. İddianın muhatabına ulaşmak, kurumun görüşünü almak ve kamuoyuna karşı tarafın açıklamasını da aktarmak zorundadır.
Ben de bunu yaptım.
Gazeteci olarak Şanlıurfa İl Sağlık Müdürlüğünü aradım.
Saat 15.40-15.50 arasında birkaç kez santrali aradıktan sonra bir yetkiliyle görüşebildim.
Kendisine konuyu anlattım.
Vatandaşların iddialarını aktardım.
Doktorun neden merkezde bulunmadığını, başka bir yerde görevlendirilip görevlendirilmediğini ve vatandaşların sağlık hizmetine nasıl ulaşacağını sordum.
Kim olduğumu, hangi kurum adına aradığımı da açıkça belirttim.
Yani ortada gizli saklı bir görüşme yoktu.
Amaç da belliydi:
Haberde yer alan iddiaların karşılığını kurumdan öğrenmek.
Yetkili, konuyla ilgili Karaköprü İlçe Sağlık Müdürlüğünden bilgi aldı.
Sonra bana verilen cevap geldi.
Ve o cevap, aslında bu yazının başlığını ortaya çıkardı:
“Hekiminizi değiştirin.”
İşte tam burada gazetecinin durup düşünmesi gerekiyor.
Çünkü mesele artık yalnızca bir doktorun nerede görev yaptığı meselesi olmaktan çıkıyor.
Mesele, vatandaşın yaşadığı bir sağlık hizmeti sorununa kamu kurumunun nasıl cevap verdiği haline geliyor.
Bir vatandaşın kayıtlı olduğu hekim başka bir yerde görevlendirilebilir.
Bunun idari gerekçeleri olabilir.
Bunda olağan dışı bir durum olmayabilir.
Ancak vatandaş sağlık merkezine gittiğinde doktorunu bulamıyorsa ve sağlık hizmetine erişmekte güçlük yaşadığını söylüyorsa, doğal olarak şu soruyu sorar:
“Ben şimdi ne yapacağım?”
Bu sorunun cevabı gerçekten “Hekimini değiştir” mi olmalıdır?
Elbette vatandaşın aile hekimini değiştirme hakkı vardır.
Ama burada tartışılan konu bu hakkın varlığı değil.
Tartışılan konu, kamu hizmetinin sürekliliğidir.
Bir hekim başka bir yerde görevlendirildiğinde, o hekime kayıtlı vatandaşların mağdur olmaması için nasıl bir düzenleme yapıldığı önemlidir.
Vatandaşın sağlık hizmetine erişimi, yalnızca “istersen hekiminizi değiştirebilirsiniz” cümlesiyle açıklanabilecek kadar basit bir konu değildir.
Çünkü vatandaşın beklentisi aslında çok açık:
Sağlık merkezine gittiğinde muayene olabilmek.
Bir sorunu olduğunda bilgi alabilmek.
Doktoru görevde değilse hangi hekime başvuracağını öğrenebilmek.
Ve en önemlisi, karşısında kendisini dinleyen bir kamu görevlisi bulabilmek.
İşte burada telefon görüşmesinin bana düşündürdüğü daha büyük mesele ortaya çıkıyor.
Kamu kurumlarının vatandaşla iletişimi.
Vatandaşın derdi olduğunda kurumun ilk refleksi ne olmalı?
Sorunu vatandaşa geri göndermek mi?
Yoksa önce sorunu anlamak ve çözüm üretmeye çalışmak mı?
Bence kamu yönetiminin temel sınavlarından biri budur.
Çünkü kamu hizmeti sadece bina, masa, bilgisayar veya personelden ibaret değildir.
Kamu hizmeti aynı zamanda vatandaşa verilen cevaptır.
Bir vatandaş kurumu aradığında aldığı cevap, o kurumun vatandaşla kurduğu ilişkinin önemli bir göstergesidir.
Bu nedenle bu yazıyı bir sağlık çalışanını hedef almak için yazmıyorum.
Bir doktorun görevlendirilmesinin doğru ya da yanlış olduğunu da buradan değerlendirmiyorum.
Benim sorum çok daha basit:
Görevli hekim S.G.,merkezde değilse, vatandaşın sağlık hizmetine erişimi nasıl sağlanıyor?
Bunun cevabını bilmek istiyoruz.
Çünkü ortada iki farklı anlatım var.
Bir tarafta sağlık merkezine giden ve doktorun bulunmadığını söyleyen vatandaşlar var.
Diğer tarafta ise kurum tarafının açıklaması var.
Gazetecinin görevi bu iki taraf arasındaki boşluğu doldurmaktır.
Bizim yaptığımız da tam olarak bu.
Üstelik haberin ardından kurumu arayarak konunun peşine düşmemizin nedeni de budur.
“Bizi arasaydınız doğru bilgiyi verirdik” denilmesin diye zaten arıyoruz.
Soruyoruz.
Dinliyoruz.
Takip ediyoruz.
Kurumun cevabını da kamuoyuna aktarıyoruz.
Ancak alınan cevabın kendisi de haber değeri taşıyorsa, onu yazmaktan kaçınamayız.
Çünkü gazetecilik, yalnızca hoşumuza giden cevapları yayımlamak değildir.
Bazen rahatsız edici soruları sormaktır.
Bazen de alınan cevabı kamuoyunun önüne koyup “Sizce bu yeterli mi?” diye sormaktır.
Ben bugün tam olarak bunu yapıyorum.
Bir telefon görüşmesini kamuoyunun değerlendirmesine bırakıyorum.
Çünkü bu görüşmede söylenen “Hekiminizi değiştirin” cümlesi, bana göre daha büyük bir tartışmanın kapısını aralıyor:
Vatandaşın yaşadığı bir hizmet sorununda çözüm nerede aranmalıdır?
Vatandaşın kendi tercihini değiştirmesinde mi?
Yoksa sistemin vatandaşın mağduriyet yaşamayacağı şekilde düzenlenmesinde mi?
Bu sorunun cevabı yalnızca Seyrantepe için önemli değil.
Şanlıurfa’nın tamamı için önemli.
Çünkü kent büyüyor.
Nüfus artıyor.
Sağlık hizmetlerine olan ihtiyaç artıyor.
Böyle bir şehirde sağlık sisteminin yalnızca yatırım ve personel sayısıyla değil, koordinasyon ve vatandaşla iletişim açısından da güçlü olması gerekiyor.
Vatandaşın bir sağlık sorunuyla karşılaştığında kendisini yalnız hissetmemesi gerekiyor.
Kurumun kapısını çaldığında “Bu benim sorunum değil” duygusuna kapılmaması gerekiyor.
Çünkü vatandaş kamu kurumuna geldiğinde karşısında devleti görür.
Bu nedenle verilen her cevap önemlidir.
Bir cümle bazen güven oluşturur.
Bir başka cümle ise soru işareti bırakır.
Seyrantepe 8 Nolu Aile Sağlığı Merkezi üzerinden ortaya çıkan tartışmada benim gördüğüm de tam olarak bu soru işaretidir.
Doktor neden yok?
Vatandaş hizmete nasıl ulaşacak?
Başka bir hekime yönlendirme mümkün mü?
Yaşanan iddia doğruysa çözüm nedir?
Ve belki de en önemli soru:
Vatandaşın çözüm aradığı bir kamu kurumunda çözümün adresi neden yine vatandaşın kendisi oluyor?
Bu soruların cevabı verildiğinde konu çok daha net anlaşılacaktır.
Bizim derdimiz kurumları yıpratmak değil.
Tam tersine, kamu kurumlarının daha güçlü, daha ulaşılabilir ve daha çözüm odaklı olmasını sağlamak.
Çünkü gazetecilik yalnızca eleştirmek değildir.
Eksik gördüğünü sormaktır.
Yanlış gördüğünü araştırmaktır.
Kurumun görüşünü almaktır.
Ve sonunda kararı kamuoyuna bırakmaktır.
Ben de bugün yaptığım telefon görüşmesini ve aldığım cevabı kamuoyunun önüne bırakıyorum.
Bir tarafta sağlık hizmeti bekleyen vatandaş…
Diğer tarafta çözüm bekleyen bir sorun…
Ve ortada tek bir cümle:
“Hekiminizi değiştirin.”
Şimdi herkes kendi vicdanında şu sorunun cevabını versin:
Bir kamu hizmetinde sorun yaşandığında değiştirmesi gereken vatandaş mı olmalı, yoksa sorunu çözmesi gereken sistem mi?
İşte bir telefon görüşmesi bazen bu kadar çok şeyi anlatabiliyor.
Ve bazen bir telefon görüşmesi, Urfa’da sağlık sisteminin aynasına dönüşebiliyor.



