“ Başkaaan!..
Vallahi dönüp bakanların sayısını görünce insan kendi sesinden utanır. Sağdan bir başkan, soldan bir başkan… Dernek başkanı, federasyon başkanı, platform başkanı, vakıf başkanı, onursal başkan, kurucu başkan, genel başkan… Neredeyse mahallenin kedisinin bile bir derneği olsa başkanı hazır.
Allah sayılarını artırsın, ona diyecek sözümüz yok. Ama insanın aklına da şu soru geliyor: Başkan çok da güven neden bu kadar az, he mi?
Eskiler öyle değildi.
Rahmetli dedelerimiz bir adamı anlatırken önce cebine değil, sözüne bakardı. “Adamın sözü senettir.” derlerdi. Çünkü bilirlerdi ki insanın mayası kolay kolay değişmez. Dürüst olan yine dürüst kalır, gösterişi seven de bir gün mutlaka kendini ele verir.
Şimdi öyle mi?
Kartvizitler büyüdükçe güven küçülüyor sanki.
Bir bakıyorsunuz, daha düne kadar kimsenin tanımadığı biri bugün “kanaat önderi” olmuş. Kim seçti? Ne zaman seçti? Hangi kanaatin önderi oldu? Vallahi bilen de yok, anlatan da…
Bizim Urfalı böyle durumlarda hafiften gülümser, sonra da tek cümle kurar:
“Boş teneke çok ses çıkarır.”
Kızan olabilir ama atasözüne darılınmaz.
Bugün sosyal medya öyle bir hâl aldı ki, birkaç profesyonel fotoğraf, biraz reklam, üç beş kalabalık toplantı, iki yardım kolisi, bir drone çekimi… Hop! Bir bakmışsınız memleketin en etkili ismi oluvermiş.
Yardım yapılacaksa önce kamera geliyor.
Mikrofon hazır…
Fotoğrafçı hazır…
Drone havada…
Sonra koli uzatılıyor.
Ardından sosyal medyada uzun uzun paylaşımlar…
Altına da klasik cümle:
“Gönüllere dokunmaya devam ediyoruz.”
İnsan ister istemez düşünüyor…
Gönle mi dokunuldu, algoritmaya mı?
Gerçek iyilik zaten sessiz olur.
Sağ elin verdiğini sol el bilmez derler ya… Çünkü gösterişle yapılan iyiliğin ömrü, sosyal medyadaki beğeni sayısı kadardır.
Ama samimiyet öyle değildir.
Bu şehir bunun sayısız örneğini gördü.
İsmini tabelaya yazdırmadan okul yaptıranlar…
Yıllarca onlarca öğrenciyi okutup tek kelime etmeyenler…
Yetimin başını okşarken fotoğraf çektirmeyenler…
İhtiyaç sahibinin kapısını gece vakti çalıp sessizce yardım bırakanlar…
İşte Urfa onları unutmadı.
Çünkü bu memlekette reklam unutulur ama vefa unutulmaz.
Son günlerde yaşanan tartışmalar da aslında bize aynı gerçeği yeniden hatırlattı.
Elbette hukuk herkes için vardır. Mahkemeler karar vermeden kimse hakkında hüküm kurulamaz. Bu, hukuk devletinin temelidir.
Fakat toplum başka bir terazide tartar.
Halk sorar:
“Bu adam dara düştüğümüzde yanımızda oldu mu?”
“Yaptığını gösteriş için mi yaptı?”
“Eleştirilince kızıyor mu, yoksa hesap verebiliyor mu?”
İşte güvenin gerçek sınavı burada başlıyor.
Bizim memlekette bir söz daha vardır:
“Altının ayarı ateşte belli olur.”
İnsan da böyledir.
Makamdayken değil, makam gidince…
Kalabalık varken değil, yalnız kalınca…
Kameralar açıkken değil, ışıklar söndüğünde belli olur.
Bir de şu dernek meselesi…
Maşallah, her mahallede birkaç tane var.
Olması da güzel.
Sivil toplum güçlü olmalı.
Ama sadece tabela asınca toplum temsil edilmiyor.
Kapısı kilitli dernek binasıyla, yılda bir yapılan kahvaltıyla, üç fotoğraf paylaşınca memleketin yükü omuzlanmış olmuyor.
Şeffaf olacaksın.
Hesap vereceksin.
Faaliyetini göstereceksin.
Çünkü güven denetimden kaçmakla değil, denetime açık olmakla büyür.
Velhasıl…
Urfalının terazisi hassastır.
Hemen karar vermez.
İzler…
Bekler…
Tartar…
Sonra hükmünü verir.
O hükmü de ne sosyal medya değiştirir ne alkış ne de süslü unvanlar.
Bizim buralarda son sözü hep hayat söyler.
“Lafla peynir gemisi yürümez.” derler.
Doğru da derler.
Çünkü gün gelir afişler sökülür…
Protokoller dağılır…
Unvanlar unutulur…
Ama dürüstlük kalır.
Samimiyet kalır.
İnsanlık kalır.
Ve en önemlisi…
Halkın gönlünde yer etmiş bir isim kalır.
Gerisi mi?
Urfa’nın deyimiyle söyleyelim…
“Köpük gider, ayran kalır he mi…”